30 Nisan 2012 Pazartesi

1 yıl önce, bugünlerden bir yazı..


“Sahi, gözleri ne renkti?” diye sordu bana, “Bal rengi miydi?..”
Bunca zamandır hayatımın bir yerlerinde olmasına rağmen, bunu hiç konuşmamışız demek ki..
“Bal rengi gibi.. Ama güneş ışığı vurunca yeşil olurlar!”
“olmuyordur da, sana öyle görünüyorlardır” dedi..
“Hayır” dedim, “oluyor gerçekten.”
Gülümsedi.
Şefkatle, anlayışla gülümsedi.
“Benim uzun boylu, küçük kızım” dedi içinden, biliyorum..
İçinden senin geçtiğin cümlelerde şu an, bu şirkette çalışan, sorumluluk alan, havalı cümleler kuran, kurduğu cümlelerden daha havalı yürüyen o uzun boylu kız gidiyor.
İçinden senin geçtiğin cümlelerin dolaştığı yerde küçük bir kız çocuğu oturuyor..
Işık ışık bakıyor, senin gibi. Senin adından, ışığından yansıyan ışıklar dokunuyor gözlerine, ışık ışık bakıyor dünyaya böylece.
Gülümsüyor, umut ediyor.
Heyecanlanıyor, kalbi çarpıyor.
Her şeyden vazgeçiyor.
Aptal bir gülümseme yapışıveriyor dudaklarına.
Küçük bir kız gibi oturup senin resmine bakıyor, aynı şarkıyı sarıp sarıp dinliyor.
Seninle yürüdüğü yollara yolu her düştüğünde gözünün önünden bin tane film karesi geçiyor seninle ilgili. Her kare başka filme bağlanıyor, başka bir an’a, ya da başka bir hayale.
Sonra inanamıyor yaşadıklarına, o küçücük kalbiyle nerelerden geçip, nelerin üstesinden geldiğini, nelerle başa çıktığını - ve çıkamadığını düşünüyor.
Kayboluyor bütün o özgüvenli halleri. Korkuyor, ama umut ediyor – ki ikisi birbirinin kardeşidir aslında. Birinin olduğu yerde öteki olmazsa yarım kalır çünkü. Umut etmeyecek kadar uzakta olmasa o umut edilen, ona dokunamamaktan da korkmaz insan.
Gülümsüyor ama korkuyla, endişeli bir güvenle. Böylesi güvene güven denirse tabi.
Ama biliyor ki, senin de canın acıyor bir yerlerde. Çok iyi biliyor hem de.

Ve seni özlüyor.
Tıpkı senin onu özlediğin gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder