Yazmak dediğin; nazlı olduğu kadar, tehlikeli bir aşık.
Öyle ki, geçmişin tüm sancılarını, sanrılarını belgeleyip, unuttun sandığın an saklandıkları o kilitli sandıklardan çıkarıp önüne koyuverir.
Birden hatırlarsın bir zamanlar nasıl bir "sen" olduğunu, kimdin, ya da kim olduğunu sandın..
Tehlikelidir, evet. Acımasızdır çünkü. pat diye yüzüne vuruverir beyninin ustalıkla yok etmeye çalıştığı "bir zamanlarki sen"i.
Bu iyidir aslında, unutmak kadar unutmamak da gerekir bazen. Ders almak için değil ama; ben ders almalara inanmam çünkü. Ders alabilseydik eğer, aynı hataları dönüp dönüp yapmadığımız bir yaşımız, versiyonumuz olurdu hayatın bir yerlerinde.
En iyi ihtimalle, az biraz "evriliyoruz" işte.
"Nereden geldiğini unutma" derler ya, "nereden geçtiğini" de unutmamak gerek bana göre.
İstersen gene aynı hataları yap, bu sefer "hata" olmaz belki, "yanlış" dediğin, zaman tünelinde görecelidir çünkü.
Ama yine de hatırla nelerden geçtiğini - ki; zaman zaman düştüğün "kendini suçlama hali" seni kandıramasın.
Bak o zamanlara, neler yaşadıklarına, göze aldıklarına..
İstersen dön gene aynı yollara, ya da aynı yolların çevresine çiçekler, fidanlar dik, "buralar eskiden dutluktu" dediklerin şimdi yemyeşil bahçeler olsun..
Her yer ışık dolsun, ışıl ışıl olsun yine.. Ya da dönme..
Ama hangisini seçersen seç, ne olur unutma kendini..