24 Mart 2012 Cumartesi

Taslaklar'da unutulmuş, eski bir yazı...

Ben çok küçükken, bana bir IQ testi yaptırmışlar, sonuç yüksek çıkmış. Kaç çıkmış bilmiyorum; zaten bana sorarsanız şu an ne çocukluğumdakinin yarısı, ne de ergenliğimdekinin 4’te 3’ü kadar bile zeki değilim. Giderek salaklaştığıma dair çok ciddi kanıtlarım var elimde zira.
IQ testi yüksek çıktığında, buna çok sevinen dayıma, annemin tepkisi; “Keşke böyle olmasaydı… Daha fazla fark edip, daha çok canı yanacak hayatta” olmuş.
Bu anıyı ilk öğrendiğim gün, bunun ne kadar doğru olduğunu anlayacak yaşlarda olduğum bi dönemdi. Ve tabi ne kadar acı bir tespit olduğunu da.
İşte bu yüzden olabildiğince kulaklarımı tıkıyorum hayata, haberlere, dünyaya. Alabildiğine sığ olmaya çalışıyorum. “Bilmek istemiyorum” hiçbir şeyi.
Yine işte bu yüzden insanlara selam vermiyorum biçok zaman. Beni çok yakından tanımayan insanlara sorsanız, son derece kibirli, egolu bi tip Ceren.
Oysa kim bilebilir ki delicesine korktuğumu her şeyden, herkesten. Ve ne kadar hazır olduğumu, “inanmaya”.
Bilir misiniz ben söylerim de bunu; “inanırım ben” derim insanlara. Bunu söyleyecek kadar salağım işte; diyorum ya zekam geriliyor diye.
Kendime methiye düzmek değil bu satırlarımın sebebi. Böyleyim, bu kadarım.
---
Öte yanda, farkındalık sahibi olmak kadar, farkındalık sahibi arkadaşlarının olması da fena mesela.

Bu satırları yazma sebebimse, artık alıştığım hayal kırıklıkları değil. Çok basit bir öğle tatilinde, sıradan bir kahve sohbetinin esnasında başımdan aşağı bir kova buz döken, canım arkadaşımın sözleri oldu:


“İnsanlar seni kırarken veya sana kötülük yaparken, zannederler ki tek yaptıkları senin canını yakmak. Oysa bilmezler ki, senin canını yakarken, kalbinin içinde tuttuğun, insanlara ve iyiliğe karşı olan inancını da yavaş yavaş öldürüyorlardır.”
Kırıklıklar geçiyor da, geçerken içimdeki o “bana bunları söyleme, inanırım..” deme saftorikliğini gösteren Ceren’i öldürüyorsunuz ya.


İşte en çok bu yakıyor canımı.