-- Challenge'ı seviyorum. Türkçesi meydan okuma diye çevrilmiş ama tam karşılamıyo sanki.
Challenge seven insanları da seviyorum. Kendilerini de karşısındakileri de güçlü kılıyorlar, tetikte kılıyorlar.
Ama meseleyi ego savaşına döndüreni sevmiyorum.
Egonun çok yoğun kıvamlı olduğu bünyelerde akıl geriliyor çünkü, yersiz sebepsiz tripler zeki adımların yerini alıp, manasız egosantrik hareketlere dönüşüyor.
Akıl düelloları zevklidir, çekicidir. Karşı tarafın amacını bilirsin; tıpkı satranç oynar gibi, ama ne yapacağını kestirememek, hamlenin nerden geleceğini merak etmek iyidir. Canlı tutar insanı.
Ama egosunu yanına alıp aklını yedek kulübesinde bütün sezon oynatmadan tutan adamla yapılacak maçtan hayır gelmez hacı. Oyun illa ki bi yerlerde çirkefleşir, fazla yüksek egolu muhteremler, kifayetsiz muhterislere dönüşür çünkü.
Velhasıl kelam, fazla egolu olan adam egosu hacminde zeki olmaz onu diyim de ben, akılda tut lazım olur bi gün.
-- Ceren T. : Bir ofis polisiyesi. Çekmecenin içinden çıkan külah şeklindeki parti şapkasının esrarı.
Çok acaip bi hayatım var benim.
-- Herkes pek bi bikbikleniyo ya: Hiçbişey göründüğü gibi değildir diye. He işte doğru, hakkaten de değildir. Şimdi bu lafın iki ucu var, benim kafama takılansa 1 tanesi. Biliyo musun bebişim bu neden iyidir? Çünkü herkesin hayatı gerçekten anlattığı kadar şahane, herkesin ilişkisi gösterdiği gibi tutku dolu, herkesin işi olağanüstü doyurucu olsaydı, sen kendi hayatına çok kıl olurdun. Şimdi dur, düşün bi bakalım o özendiğin hayatlar hakkaten o kadar da özenilesi mi, yoksa arkadaşlarınla yaptığın bi rakı – balık keyfinin, sonrasında yüzünde şapşal bi sırıtmayla daldığın her uykunun, sabah güneşle birlikte uyanıp spora giderek kendine karşı bi kere daha zafer kazanmanın zenginliği o bayıldıklarının kaçında var? He şimdi otur bi de böyle bak hayatına.
-- Beni kategorize etmeyin. Kendinizi de etmeyin. Her seçim bi vazgeçişse eğer dedikleri gibi, 1 tane rengi seçince 6 rengi kaybediyor insan. Gere(n)k yok. Her şeyi ye, her şeyi iç, her müziği dene. (Ama yine de kendin için bi iyilik yap ve en çok Nutella ye, bişi kaybetmezsin.)
-- Şu hayatta bazı meslekler var. Mesela “sevimli hayvanlar, şirin bebekler, Mevlana’dan özlü sözler gönderen beyaz yakalı kadın” mesleği diye bişey var. Allah muhafaza.
-- Bi de bazı insan modelleri var. Muhtelif yerlere, mesela blog’una tibitır’ına, ofisteki bilgisayar ekranının etrafındaki post-it’lere, yani ona buna bişiler gösterebileceği yerlere; hayatla ilgili, insan olmakla ilgili “önemli olan …. değil ….. dır” şablonunda yazılar yazanlar, alıntı yapanlar. (O bıraktığım boşluğu istediğin gibi doldur, al sana nurtopu gibi aforizma.) Ha işte ne diyodum. O insanlar nasıl biliyo musun? Genelde o söylediklerinin hiçbirini yapmazlar. Hayata dair ayrıntıları fark etmiş gibi yapıp, ayrıcalıklı, farkındalık sahibi bi ruh olduklarını ona buna göstermeyi severler, ama çoğunlukla hayata dair inceliklerin hiçbirinin içinden geçemeyecek kadar kalın ruh sahibi olurlar genelde.
-- Net olmak mühim şu hayatta. Net. Bak çok iyi düşün bu dediğimi hacı. Sorucam sonra.
Evet son temennim net olmakla ilgili. Herkese netlik diliyorum önümüzdeki tüm zamanlar için.
Öptüm münasip yerlerinizden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder